Sanata olan ilgisi, ilkokul yıllarında resim defterine çizdiği farklı mimarilere sahip evlerinin dikkat çekmesi ile başladı. Panoya asılan her resmi, onu biraz daha resimlerinin içine doğru iter oldu... Her yaptığı resimde; diğer objeler daha az yer kaplıyordu, İrem ve evleri ise büyüyordu aksine... Çizdiği resimler, içinde bir yerlerde birikir olmuştu... Her evde bir ben, bir bende yüzlerce ev... Bende, yüzlerce ben birikmişti... Değişik tarz ve mimaride yüzlerce İrem vardı artık...

Bunları paylaşmak ve kendini tartmak istedi... Kimin daha güzel çizdiğini değil, kimin daha çok sevdiğini öğrenmek istiyordu... Bu istek ve güven ile yarışmalara katıldı... Plaketler, belgeler ve dereceler... Aldığı bir kaç parça belgeyi yerleştirmek için odasında yaptığı değişiklikler ile içinde bir yerlere bir tohum düşmüştü farkında olmadan...

Liseyi okuma zamanı geldiğinde, hedefi doğrultusunda bir bölüm seçerek ; "Yapı Ressamlığı" bölümünü okudu...

Trakya Üniversitesi'nde "eski eser ve tarihi bina restorasyonu" okuyan İrem... Hayallerini restore etmeye ve de eskimeyen her bir kâğıttan evini hayatın içine oturtmaya başladı...

Akademi Mimar'dan ; "iç mimari ve dekorasyon uzmanlığı" sertifikası alan İrem, 2D ve 3D programlar ile yaşam alanları tasarlayıp bunları gerçek mekânlarda uygulamaya başladı... Derken, yıllar önce içinde bir yerlere gizlenen tohum çatlamış ve İrem'i de alıp sürüklemeye başlamıştı... Bir iç mekândan, bir diğerine huzurlu bir yolculuk başlamıştı...

Birçok ofis, konut, bina ve mağazanın tasarımını yaparak, bunları gerçeğe uyguladı. İçindeki küçük şehir, can bulmaya başlıyordu ve her pencereden bakan İrem'in kendisiydi... Tebessüm ederek...

İrem Ergene, her çalışmasında karşısındakileri dinler; ne istediklerini daha da önemlisi ne istemediklerini anlamaya çalışır... Her yaşam alanının, var edilişinde ve de yeniden doğuşunda, kendisini mekânın merkezinde bir yere koyar... Mekânın soluk alış verişini duyar, duvarlarına dokunur onları dinler... Hisseder sahibinin ve onun ne istediğini...

İşi ve tabiatı gereği, estetik kaygısı üst düzeydedir... Ruhu okşayan öğeleri iç ve dış mekâna serpiştirirken, kullanışlılıktan asla uzaklaşmaz... İrem Ergene'ye göre; kullanılamayan her santimetre kare, hastalıklı ve ölü bir dokudur, bu huzursuz karanlık bütün mekânı olumsuz etkiler...

En büyük zevki; bitirmiş olduğu bir eserin içinde dolaşmak, penceresinden bakmak ve de

karşısına geçip onu izlemek... Her mekân canlıdır ve de kendisine her dokunanı, can vereni bilir, onu izlerken o da seni seyreder...

Mekân ve onu kullananlar bir bütündür... Bir işin bitmiş olması ve de karşısına geçip keyfini sürülmesi için; mekânın da, müşterinin de memnun ve mutlu olması şarttır... Bu memnuniyeti hissetmediği ve de duymadığı zaman görevini bitirmiş saymaz kendisini...

İrem’e göre, hazzın en büyüğü; mutlu bir yapı ve de memnun bir müşteridir...İrem, ayrım yapmadan her rengi sever... Her renk; bakılası, dokunulası, sevilesidir... Renklerin ve de mekânların, insanlar ile ilgili büyük ipuçları taşıdığını düşünür...

Hayatının her alanında yapıcı ve de olumlu yaklaşımları olan İrem, pozitif düşüncelerin insanları hep daha yukarılara taşıdığı inancındadır... İrem Ergene der ki ; "tebessüm, insanları yücelten gizli kanatlardır, gülmeyi unuttuğunuzda irtifa kaybedersiniz"...